top of page

Ciltte Başlayıp Metabolizmayı Etkileyen Hastalık: Sedef ve Diyabet Sempozyumu'ndaydık.

  • Yazarın fotoğrafı: SHDD
    SHDD
  • 2 gün önce
  • 4 dakikada okunur

İstanbul Medipol Üniversitesinde düzenlenen etkinlikte uzmanlar, sedef hastalığının yalnızca ciltte görülen bir tablo olmadığını; kronik inflamasyon yoluyla diyabetten kalp-damar hastalıklarına kadar uzanan sistemik riskler barındırdığını vurguladı. Sedef ile metabolik hastalıklar arasındaki biyolojik bağa dikkat çekilen programda, erken tanı, kilo kontrolü ve multidisipliner izlem yaklaşımı öne çıktı.


İstanbul Medipol Üniversitesinde düzenlenen “Ciltte Başlayıp Metabolizmayı Etkileyen Hastalık: Sedef ve Diyabet” başlıklı etkinlikte, sedef hastalığının yalnızca dermatolojik bir sorun olmadığı; metabolik, kardiyovasküler ve psikososyal boyutlarıyla birlikte ele alınması gereken sistemik bir hastalık olduğu vurgulandı. Uzmanlar, sedef ile diyabet arasındaki çift yönlü ilişkiye dikkat çekerek kilo kontrolü, sağlıklı beslenme ve multidisipliner takibin önemine işaret etti.

İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi  Beslenme ve Diyetetik Bölümü ile Türkiye Sedef Hastaları Dayanışma Derneği iş birliğiyle düzenlenen etkinlik, Güney Kampüs’te gerçekleştirildi. Açış konuşmalarını Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gülgün Ersoy ile Türkiye Sedef Hastaları Dayanışma Derneği Başkanı Mustafa Yıldırım yaptı.


Etkinliğe; Sağlık Bilimleri Üniversitesi Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Dermatolog Dr. Ayberk Aktaran, İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğr. Üyesi Doç. Dr. Rıdvan Sivritepe, Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Görevlisi Dr. Merve Güney Coşkun, Türkiye Sedef Hastaları Dayanışma Derneği Genel Sekreteri Elif Başaraner ve sedef hastası Sertan Tiryaki’nin yanı sıra çok sayıda akademisyen ve öğrenci katıldı.


Açış konuşmasında Prof. Dr. Gülgün Ersoy, etkinliğin amacını, “Sedef hastalığı konusunda farkındalığı artırmak ve bilimsel veriler ışığında güncel bilgileri paylaşmak.” sözleriyle ifade etti. Bilimsel bilgiyi hasta deneyimiyle birlikte ele almanın önemine dikkat çeken Ersoy, yaşamdan örnekler üzerinden yapılan değerlendirmelerin konunun daha iyi anlaşılmasına katkı sağladığını belirtti.

Türkiye Sedef Hastaları Dayanışma Derneği Başkanı Mustafa Yıldırım ise sedefin yalnızca ciltte görülen bir hastalık olmadığını vurgulayarak, “Sedef; bireyin sosyal hayatını, psikolojisini ve ekonomik koşullarını da etkileyen çok yönlü bir sağlık sorunudur.” dedi. Yıldırım, akademi ile hasta dernekleri arasındaki iş birliklerinin hem bilimsel üretim hem de hasta deneyiminin görünür kılınması açısından önemli olduğunu ifade etti.

DR. AKTARAN: SEDEF SİSTEMİK BİR HASTALIKTIR“Sedef Hastalığı: Sadece Bir Cilt Hastalığı mı?” başlıklı sunumuyla konuşan Dr. Ayberk Aktaran, hastalığın sistemik boyutuna dikkat çekti. Aktaran, sedefin dermatolojik bir hastalık olmanın ötesinde, yaşam kalitesini pek çok açıdan etkileyen kronik inflamatuvar bir hastalık olduğunu belirtti.Dünya genelinde yaklaşık 125 milyon kişinin sedef hastalığı ile yaşadığını ifade eden Aktaran, orta ve ağır şiddette seyreden olgularda sistemik etkilerin daha belirgin hale geldiğini söyledi. “Ciltte gördüğümüz lezyonlar buzdağının yalnızca görünen kısmıdır. Asıl mesele, vücutta sürekli aktif halde bulunan inflamasyondur.” dedi.Kronik inflamasyonu “hiç sönmeyen bir fırın” benzetmesiyle açıklayan Aktaran, bu süreçte ortaya çıkan sitokinlerin kana karışarak uzak organları etkileyebildiğini belirtti. Ağır sedef hastalarında kardiyovasküler riskin yaşıtlarına göre yaklaşık üç kat artabildiğine dikkat çeken Aktaran, erken ve gerektiğinde etkili tedavinin önemini vurguladı.Metabolik sendrom, obezite ve insülin direncinin sedefle güçlü ilişki içinde olduğunu belirten Aktaran, yüzde 5–10 oranındaki sağlıklı kilo kaybının hem biyolojik tedavilere yanıtı artırdığını hem de sistemik inflamasyonu anlamlı ölçüde azaltabildiğini ifade etti. Psikolojik boyutun da göz ardı edilmemesi gerektiğini dile getiren Aktaran, sedef hastalarında aktif intihar düşüncesi oranının yaklaşık yüzde 5 olduğunu belirterek bütüncül yaklaşım çağrısında bulundu. Konuşmasını, “Sedef hastalığı bulaşıcı değildir; sevgi bulaşıcıdır.” sözleriyle tamamladı.

DOÇ. SİVRİTEPE: SEDEF VE DİYABET AYNI BİYOLOJİK ZEMİNDE BULUŞUYOR“Sedef Hastalığı ve Diyabet Arasındaki Metabolik İlişki” başlıklı sunumuyla konuşan Doç. Dr. Rıdvan Sivritepe, iki hastalık arasındaki çift yönlü ilişkiye dikkat çekti. Sivritepe, sedefin genellikle bir cilt hastalığı, diyabetin ise bir endokrin hastalığı olarak değerlendirildiğini; ancak her iki hastalığın da ortak inflamatuvar mekanizmalar üzerinden şekillendiğini ifade etti.

Tip 2 diyabetin temelinde insülin direncinin yer aldığını hatırlatan Sivritepe, kronik inflamasyonun hem sedef hem de diyabet patogenezinde belirleyici rol oynadığını vurguladı. TNF-alfa ve interlökin-17 gibi sitokinlerin insülin direncini artırabildiğini belirten Sivritepe, sedef hastalarında diyabet riskinin anlamlı düzeyde yükseldiğini, hastalık şiddeti arttıkça metabolik riskin de arttığını söyledi.“Sedef hastalığı, diğer risk faktörlerinden bağımsız olarak kardiyovasküler hastalıklar için tek başına bir risk faktörü olabilir.” diyen Sivritepe, bu nedenle multidisipliner izlem yaklaşımının önemine dikkat çekti.Genetik ve epigenetik zemine de değinen Sivritepe, bazı gen bölgelerinde hem diyabet hem de sedef için ortak yatkınlık saptandığını, ancak genetiğin tek başına belirleyici olmadığını ifade etti. Obezite, sigara, hareketsizlik ve stresin her iki hastalık için de ortak risk faktörleri arasında yer aldığını belirten Sivritepe, yağ dokusunun artık pasif bir depo değil, inflamatuvar bir organ olarak kabul edildiğini söyledi.Ortak tedavi yaklaşımlarına da değinen Sivritepe, bazı diyabet ilaçlarının inflamasyonu baskılayarak sedef bulgularında iyileşme sağlayabildiğini belirtti ve sağlık çalışanlarının yalnızca cilt bulgularına odaklanmasının yeterli olmayacağını ifade etti.

DR. COŞKUN: BESLENME TEDAVİNİN TAMAMLAYICI GÜCÜDÜR“Sedef Hastalığı ve Diyabette Beslenme Yaklaşımı” başlıklı sunum yapan Dr. Merve Güney Coşkun, konuşmasına hastaların sıkça yönelttiği “Bu hastalık beslenmem yüzünden mi oldu?” sorusuyla başladı. Coşkun, tek başına beslenmenin sedef hastalığına neden olmadığını; genetik yatkınlık ve bağışıklık sistemi faktörlerinin belirleyici olduğunu vurguladı.Bununla birlikte beslenmenin inflamasyon üzerinde etkili olabileceğini belirten Coşkun, “Beslenme sedefi tek başına tedavi etmez; ancak güçlü bir tamamlayıcıdır.” dedi. Tıbbi beslenme tedavisinin hedeflerini; alevlenme sıklığını azaltmak, kardiyovasküler riskleri düşürmek ve mevcut tedaviyi desteklemek olarak sıraladı.Bağırsak mikrobiyotasının inflamasyon üzerindeki rolüne de değinen Coşkun, bağırsak sağlığı ile sistemik inflamasyon arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu ifade etti. Probiyotiklerin destekleyici olabileceğini ancak standart tür ve doz konusunda henüz net bir görüş birliği olmadığını belirten Coşkun, liften zengin beslenmenin daha güçlü kanıtlarla desteklendiğini söyledi. Günlük 25–30 gram lif alımının CRP gibi inflamasyon belirteçlerini azaltabileceğini ifade eden Coşkun, tam tahıllar, baklagiller ve sebzelerin bu açıdan önemli olduğunu dile getirdi.Yüzde 5–10 oranındaki kilo kaybının klinik açıdan değerli olduğunu belirten Coşkun, özellikle abdominal yağ dokusunun inflamasyonu artırdığına dikkat çekti. Akdeniz tipi beslenmenin hem sedef hem diyabet açısından uygun bir model olduğunu ifade eden Coşkun, doğru beslenme alışkanlıklarının metabolik sağlığı güçlendirebileceğini söyledi.

BAŞARANER: SEDEF DERİDE BAŞLAR AMA DAYANIKLILIK İÇERİDE BÜYÜRTürkiye Sedef Hastaları Dayanışma Derneği Genel Sekreteri Elif Başaraner ise konuşmasında kendi hasta deneyimini paylaştı. Hastalıkla 17 yaşında tanıştığını belirten Başaraner, sedefin hayatına yalnızca bir cilt hastalığı olarak girmediğini; zaman zaman özgüveni ve sosyal yaşamı zorlayan bir süreç olduğunu ifade etti.Hastalığın görünür olmasının sosyal yaşamı güçleştirdiğini belirten Başaraner, toplumda hâlâ bulaşıcı olduğuna dair yanlış inanışların bulunduğunu hatırlattı. “Sedef kesinlikle bulaşıcı değildir.” diyen Başaraner, biyolojik tedavilerle önemli ilerlemeler kaydedildiğini ancak stresin hastalık üzerindeki etkisinin güçlü olduğunu söyledi.Yaklaşık 25 yıllık deneyimine değinen Başaraner, hastalıkla savaşmak yerine onunla yaşamayı öğrenmenin güçlendirici bir süreç olduğunu ifade etti ve konuşmasını şu sözlerle tamamladı:“Sedef; sevmeye, üretmeye, çalışmaya ve başarmaya engel değildir. Sedef deride başlar ama dayanıklılık içeride büyür.”

Yorumlar


bottom of page